Ak Parti kadroları gelişmeler karşısında ihtiyatlı davranıyor. Çoğunlukla karar alma süreçlerini zamana yaymayı ve böylelikle herkesin elindeki kartları görmeyi istiyor. İktidar erkini elinde bulunduran bir parti açısından bu durum, sorumlu bir davranış olarak algılanabilir.

Bunun tipik örneği PKK saldırıları esnasında muhalefet cephesinden gelen Kuzey Irak’a girin baskılarına hükümetin verdiği ihtiyatlı tepkidir. Bir zaman sonra, hükümet hem bölgesel çapta hem de dünya çapında harekat öncesi iyi bir hazırlık yapınca, hem siyaseten hem de askeri bakımdan başarılı bir operasyona imza atmıştır.

Saldırılar esnasında muhalefetin (buna Genel Kurmay da dahil) millette oluşturduğu bunlar harekat yapacak cesarette değiller çünkü dış destekliler şeklindeki algı kırılmıştır. Tam tersi millet, mevcut iktidarın sorumlu davrandığını ve attığı adımı hesaplı attığını düşünmeye ve takdir etmeye başlamıştır.

İktidar cephesinde görmeye alıştığımız bu tedbir merkezli yaklaşımın bir istisnasını Genel Kurmayın gece yarısı bildirisine verilen ivedi tepkide gördük. Nitekim hemen ertesi gün sert bir karşı bildiriyle Askere gereken yanıt verilmiştir. Milletimiz bu cevapta kendisini bulmuş, temsil yetkisini devrettiği kadroların dik duruşundan kıvanç duymuştur. Çok geçmeden önüne gelen sandıkta bu onurlu duruşu en güzel şekilde ödüllendirmiştir.

Buradan anlaşılıyor ki her konu zamana yaymaya müsait değildir. Şayet askerin muhtırası görmezden gelinseydi yahut pasif bir tepkiyle geçiştirilseydi sanıyorum millet sandıkta daha çok oy vermek yerine, mevcut oylarını geri alma yoluna gidecekti.

Askerden gelen darbe girişimine tepki koymakta gecikmeyen iktidar ne yazık ki yargıdan gelen darbe girişimine karşı yetersiz bir görünüm sergilemektedir. Milletimiz yargı cenahından gelen bu hukuk tanımaz girişimleri gördükçe, gözünü yasama ve yürütme yetkisini kendilerine emanet ettiği Ak Parti kadrolarına çevirmekte ve sabırla oradan sadra şifa bir tepki beklemektedir.  Bugüne kadar verilen yanıtlar kelimelerden ibaret kalmış eylem bazında nedense çekingen bir imaj sergilenmiştir.

Kapatma davası sonrası günlerce şu toplantıyı bekleyin bu toplantıyı bekleyin tarzı cümlelerle millet oyalandı. Deniz Baykal’ın sakın anayasal değişiklik yapma yoksa darbe gelir şeklindeki tehdidine boyun eğen bir manzara sergilendi. Bu durum halkımızda bir çöküntü oluşturmaktadır. Nitekim 28 şubatta Askere gereken tepkiyi vermekte çekingen davranan o günkü hükümet milletimiz tarafından yadırganmıştı.

 İstikrarı ve özellikle ekonomiyi gözeten saiklerle gerilime prim vermemek için gerekenleri yapmaktan imtina etmek, hukuk tanımaz çevreleri cesaretlendirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bu da bir sonraki adımda daha beter bir hukusuz girişimin önünü açmaktadır. Kapatma davasına bir anayasa değişikliği ile cevap veremeyen yasama organının bu acziyeti, makeme üyelerini cesaretlendirmişe benziyor. Zira en aykırı görüşlere sahip hukukçuları dahi şaşırtacak iptal kararlarının başkaca bir izahı yoktur.

Şayet Başbakanımızın kafasında şu anki makus havayı bir gün tümüyle düzeltecek ve hepimizi şaşırtacak güzel bir plan yoksa, bu gidiş milli iradenin siyasete küseceği bir zemine doğru ilerlemektedir. Böylesi bir sonuç fiziki bir darbeden daha vahimdir. Zira ümitsizlikten daha beter bir çöküntü yoktur.

Yorum Yapın