Önce Ravi Tetkikleri
Haziran 13, 2008
Hz. Peygamber’in (s.a.v.), Allâh Teâlâ’nın kendisine vahyettiği İslâm dinini nasıl yaşadığına dair malumât, çevresinde bulunan kimselerin rivâyetleri vesîlesiyle, kuşaktan kuşağa yayılmıştır. İnsan faktörünün bilgiyi iletmede, bilinçli bilinçsiz muhtelif nedenlerle, kimi arızaları söz konusu olmasaydı, hiç şüphesiz Peygamber’den bize ulaşan her bilgi güven içerisinde önkoşulsuz kabul edilebilirdi.
Ancak yaratılışı itibariyle çeşitli zaafları bulunan insanoğlunun, eylem ve söylemleri de aynı zaaflarla illetli durumdadır. Sözgelimi hiç unutmayan bir insan olmadığı gibi hiç hata etmeyen bir insan da yoktur. Beşer hafızası, duyduklarını ve gördüklerini hem biçim hem de içerik olarak olduğu gibi aktarmaya elverişli değildir. Benzer zaaflar insanoğlunda, içinde kötü niyetin olmadığı sürekli arızalar üretmektedir.
İnsan faktöründe görülen bir diğer kusur ise, bilinçli hatalardır. Bu hata biçimi yukarıdakinden farklı olarak, içinde belli bir faydayı temin kastını ihtiva ettiği için daha nitelikli, tehlikeli ve daha yanıltıcıdır. Beşerin bu uğurda sınırlarını çiğnemediği hiç bir kutsal yoktur. Allâh adına dahi yalan söylemeye cüret edebilen bir insanın, onun elçisine büsbütün vefakâr davranmış olmasını beklemek aşırı iyimserlikten başka bir şey değildir.
Binaenaleyh Peygamber’in, dini bakımdan son derece önemli olan hâtıratını aktarmakta rol almış kimselerin, beşeriyetlerinden sıyrılıp mâsumiyet zırhına erdikleri düşünülmediğine göre, bilinçli yahut bilinçsiz kimi illetleri, aktarımlarına bulaştırmış olabilecekleri asla göz ardı edilmemelidir. Nitekim hadis ilmi yahut daha özel olarak ricâl ilmi ve isnad, bu gerçeği dikkate alan muhaddislerin konuya gerçekçi yaklaşımının bir sonucudur.
Bu yüzden bir hadisin senedi metninden önce gelir. Yani okuyucu önce senedi değerlendirmelidir. Allâh’ın Elçisi ne demiş, demeden önce bu bilgiyi Allâh’ın Elçisinden kimler aktarmıştır, demelidir. Bu açıdan bakıldığında, senedi olmayan bir hadisin neden okunmaya değer bulunmadığı suhûletle anlaşılacaktır.
Hadis ilminin temel yaklaşımını teşkil eden bu açılımın bir sonucu olarak bugün, râvi merkezli çalışmaların, hadis araştırmaları içerisinde öncelenmesi gerektiği hususu izahtan varestedir. Hadis ricâlinin (râvilerin) aktarımlarının tek tek ele alınıp sorgulandığı ve neticesinde kendilerine belli bir rütbenin verildiği bir dönem elbette ki geçmişte yaşanmıştır. Günümüzde bilgi teknolojisinin getirdiği olanaklarla yeni bir atılım yapılacaksa, bu atılım yine başlangıç noktası olarak râvi tetkiklerini almalı ve geçmişte yaşanan sürecin rivâyet geleneğine uygun biçimde yeniden yaşanmasına yönelik adımlar atılmalıdır.
Rivâyetlerin olasılığı kuramını modellediğimizde[1] gördük ki, râvilerin güvenirlik katsayısı rivâyet sisteminin en temel verisidir. Bir hadisi çalışabilmek için öncelikle senedinde yer alan tüm râvilerin çalışılmış olması gerekmektedir. İşe râvilerden başlamayan aksi bir yaklaşım, bilgi teknolojisinin tüm olanaklarını kullansa da ricâl değerlendirmeleri olarak itimat ettiği zemin eski olacağı için, yeni ve sağlıklı bir sonuca ulaşması mümkün olmayacaktır.
[1] Bkz. Halis Aydemir, “A Theoretical Approach to the System of Transmission of Hadith Based on Probability Calculations”, Hadis Tetkikleri Dergisi (HTD), III/1, 2005, ss. 51–84.